Akis… (4)


 

Maddeperest…

 

İnsanlar cehaletleri ile neleri kutsallaştırmamış ki?
Bazen güneşi, ateşi rab edinmiş, bazen de kendi tanrısını kendisi yapmıştır. Maddeyi yanlış anladık, bir devri kararttık, bir devride kanunlarla, bilgimize taparak mı karartacağız!..
İnsanlık, bilinmeyenlerine yaklaştıkça, bulduğu sırrı o kadar hafife almaktadır ki, sanki o çözdüğü sır, o çözdüğü için çok kolay olmaktadır. Önemsenecek bir şey yoktur. Bunlar bunlar olmuştur, bunun olması kaçınılmazdır.

Oysa bizim, madde, kanunlar ve diğer değişkenlere vakıf olup, onların işleyişleri hakkında kesin bilgiye ulaşmamız, onun basit, kolay, hafif bir iş olduğunu göstermez. Değişkenlere ve sebeplere tanrılık verme ile bazı maddeleri kutsallaştırma, zahiren farklı görünse de, aslında aynıdır. İnsan; korkuları gözlerine perde olduğu zamanlarda maddeyi kutsallaştırdığı gibi, bilginin korkularını gidermesi, açıkladığı bilinmeyenlerin gözlerine perde olması sonucu, kibrini ve bilimi kutsallaştırmasın!.. Harika! dedirten kainatın işleyişi, bütüne bakılmadan hafife alınıp, ‘biz çözdük, bu kadar kolay’, dedirterek gözümüze indirmesin hayatı!
Göz her şeyi göremez!

İçgüdü…

Eğer canlılık maddeden ibaret olsa idi, dünya, ötesinde kainat olmazdı…
İnsanda olmazdı, hayvan da, bitkide…
Madde acımasızdır. İki kere iki eşittir dört der. Ona, soyu tükenen hayvandan, delinen atmosferden, meraklı kaşiften, yetimin başını okşamaktan, çılgın mecnun’dan dem vuramazsınız.
Canlılar, maddeden müteşekkil ve ondan etkileniyor olabilir, fakat madde, eylemleri arasında seçim yapabilecek, bizi şaşırtacak, sürpriz yapacak kadar latif değil.

Hissiyat zenginliğini hormonlara, içi boş ‘içgüdü’ vb. kavramlara indirgeyemezsiniz!

Cüz-i İrade…

İrade, inkar edilemeyecek kadar belirgin, ama kainatta bizim kontrol edemeyeceğimiz kadar irademiz dışı…
Şöyle düşünelim; kainat ne kadar büyük, biz ne kadarız onun içinde…
İşte irademizde öyle!
Küçüklüğümüz nispetinde, kendi küçüklüğümüzde…

Hakperest…

Yazım ya da yazmak işi, hislere hitap etmek, okuyucu da istenilen konsantrasyonu sağlamak, fikrinizi şırınga etmek, hislerinizi paylaşmak demek; ‘hakikat’ olduğunuz anlamına, hakikati bulduğunuz manasına gelmez. Hakikat öyle bulunmaz!..
Hakikatin, hakperestliğin, hakkı seslendirmenin beyanınızın şıklığı ile doğrudan bağlantısı yoktur.
Hayatı ya da dünyayı veya kainatı okumak ve aklıselimle, hakperestçe bu okumaları değerlendirmek ve değerlendirmelerimizi korkmadan, sendelemeden ifade etmek…
Hayatı okumanın, dünyayı seyretmenin, kainatı anlamlandırmanın hakperestçe yapıldığı nispette, değerlendirmeleriniz, ifadeleriniz hakkı bulacak, gerçeğe yakınlığınız oranında, ifadeniz de gerçeği seslendirecektir. 

Reklamlar

Akis… (4)” üzerine 2 yorum

  1. Cüz-i İrade…

    İyiki de irademiz cüz-i.
    Kainata bakın ne mükemmel. Eğer bizim ellerimizde olsaydı, halini düşünemiyorum.

  2. Gerçekten öyle, irademizin bile olması gerektiği kadar olmuş olması yani cüz-i olması ne kadar önemli…
    Her şey uyum içinde, belirttiğiniz gibi mükemmel!..
    Eğer irademiz daha fazla olsa, sistemi bozacak, az olsa sistemin amacına uymayacak… Allah’ (c.c.) u alem… Teşekkürler.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s