Dinde Zorlama Yoktur!


Dinin kendisi “kemal” dir… Fert ise aşağı-yukarı, sağa-sola doğru, iyiye kötüye vs. kemale doğru hareket halindedir.
Din gerçeğin, hakkın sabitesi, fert gerçeğe, hakka doğru hareket halinde… (1)

Bir örnekle kemale bakalım:

Babam beni zorla okula götürüyor. Ben okula gitmek istemiyorum. Okulda öğretmenler filan var, ben oyun oynamak istiyorum. Okulda her istediğimde oyun oynayamıyorum. Onun için okula gitmek istemiyor,evde sokakta olmak istiyorum. Hem zorla güzellik olur mu?

Şimdi burada baba, doğrunun, güzelin sabitesinin “okul” olduğunu biliyor. Babaya göre bu “zorlama” kavramı ile ifade edilemez. Zorlama kavramının baba ile çocuk arasında afazik bir kavram olduğu açık…


Düşünün ki, tek gerçeğin kendisi olduğu iddiasını seslendiren bir mefhum, bu noktada açık kapı bıraksa, göreceymiş gibi davransa o zaman iddiasını “tartışılır” duruma getirmez mi?

Baba nın çocuğuna “tamam senin iraden ile yaptığın okul yerine sokak tercihine saygı duyuyor ve seni okula göndermiyorum” cevabını düşünelim…
Deriz ki; baba da emin değil… Baba nın bir “kemal” sabitesi yok!

İkinci örnekte ise adalet açısından bakalım:

Dört kardeşiz, dördümüzde babamızın kurmuş olduğu şirkette eşit hisselerle çalışıyoruz. Babamız yıllık şirket kazancının yüzde yirmisini vermemizi istiyor. Dört kardeşten biri dese ki; ben babamın istediği olan payıma düşen yüzde beşi vermiyorum. Bunu benden zorla alamazsınız…
Bu kardeşe madem sen kendi iradenle vermiyorsun öyle ise yapacak birşey yok! denir mi? Denir evet, fakat ne zaman denir? Eğer “şirketin kurucusunun, asıl sahibinin -babanız- olduğu” sabiteniz yoksa! Yani bunu göreceye bırakırsanız… 

“Afazi” den sıyrılmadan içinde bulunmadığımız bir sistemi değerlendiremeyiz… Önce afaziden sıyrılmaya çalışmak gerekir..!
Bizler asr-ı saadette büyümedik, yaşamıyoruz… Ortamımıza ait “kavramlar” bir başka ortamı ifade ederken, o ortama ait, o ortamdan kaynaklanan “mefhumlara” karşılık gelemeyebilir… “Afazi”nin Alev Alatlı’nın “shrödinger’in kedisi -kabus” kitabın da çok renkli ve şumullu değerlendirmeleri var. Biraz yapıştırayım buraya:

“Müvekkilem, inşasında bulunmadığı, nedenini nasılını kestiremediği bir dönemin kurbanıdır. Bu dönem baskın gibi gelmiş, eski Türkiyeliler, zihinlerindeki tasarımların hemen tümünün sahici dünyadaki karşılıklarını kaybetmişlerdir. Anadillerinin sözcükleri yaşadıkları hayatla aralarındaki köprüleri atmış gibidirler; yaşama dair hiçbir olgu ile iletişim kuramamaktadırlar.Sayın Yargıç, eski Türkiye’de böyle bir dönem yaşandığına Sayın Jüri Üyeleri ve mahkemenizi izleyen Mağdurlar tanıktırlar. Eski Türkiye’de bu dönemde ‘insan’ kelimesinin anlamı üzerinde bile mutabakat yoktur! Bugün bu salonda bulunan herkes hatırlayacaktır. Bu dönemde, örneğin, Salihun Camiası mensuplarının ‘insan’ formatı, evlerinde köpek besleyenleri dışlarken, IHD Camiası mensuplarının ‘insan’ formatı, sol ideolojileri benimsemeyen Kürt kökenlileri dışlamaktadır. Temel format üzerinde dahi mutabakat sağlanamayınca her şey kopmuş, büyük konfizyonal boşluğa girilmiştir.
Eski Türkiye’nin 1970’li yıllardaki nüfusunun yüzde yirmisinin afazik olduğuna, bu oranın 80’li yıllardan itibaren hızla arttığına Dr. Maria Evangelista tanıktır. Ancak, bugün burada bulunan herkes de şahittir ki, o dönemi yaşayan bizler, afazi salgınının farkında değildik. Sapasağlam görünüşlü insanlarımızın konuşulanları bütünüyle anlamadıklarını, kelimeleri kullanma melekelerinin kaybolmuş olduğunu söyleseler de inanmazdık!”
Mağdurlara döndü, “Doğru mu, arkadaşlar?”

“Doğru!” dediler, davayı izleyen Mağdurlar, hep bir ağızdan, “Bu doğru!”   

 

———————————–
Sayın Yargıç, biz iddia ediyoruz ki, eski Türkiye’de, başından sonuna kadar konuşulabilmiş ve karara bağlanmış tek bir konu yoktur! Bütün konuşulanlar katılımcıların mekânı terk etmeleriyle birlikte belleklerden silinmişlerdi. Silinmeye mahkûmdular, çünkü, tartışmada kullanılan formatların katılımcıların zihinlerinde karşılıkları yoktur! Bütün yapabildiğimiz, ekolali aşamasındaki bebeklerde görüldüğü gibi, düzenli seslerin tekrar ve taklidinden ibarettir. Ayrıca seslerin birçoğu düzenli de değildir çünkü iki katılımcıdan biri yabancı dil kullanmaktadır.Bunu Türklerin, konuşmanın nafile olduğuna karar verip, geri çekildikleri dönem izlemiştir. Türkiyeli Mağdurlar arası diyalog zorlaştıkça, konuşmanın nafile olduğu duygusu büsbütün yayılmış, giderek bütün bütün imkânsızlaşmış, her türlü diyalogun iptal olduğu, insanların evlerine kapandıkları aşamaya gelinmiştir. Bu aşamada özel kanalların açık oturumlarda konuşturmak için parayla katılımcı toplamak zorunda kaldıkları hatırlardadır.
 ————————————
İzleyen kitlesel ölümler afazinin mutlak zaferiydi. Geçen yüzyılın başlarındaki dil devrimden de büyük bir zaferdi bu. Eski Türkiyeliler konuşmadığımız için değil, konuşturulmadığımız için değil, ağızlarımızdan çıkan sesleri zihinlerimize anlamlı tasarımlar olarak kaydedemediğimiz için tüm inançlarımızı kaybettik ve insanlıktan çıktık. Daha ’50’li yıllarda, kendi oylarımızla başımıza getirdiğimiz yöneticilerimizin hakkımızda verdikleri kararları okuyamıyor, anlayamıyorduk. Periyot Katlamalı Kaskad sürecinin ortalarında doğru, yanlış, sahi, yalan gibi kavramların karşılıklarını arasak da bulamıyorduk.Sayın Jüri Üyeleri, hatırlayınız. Belediyenin itfa memurlarına kuyruk sallayan köpeciklerden, bakıcılarının elini kopartan timsahlardan farkımızın olmadığı bir dönemden çıktık. Köpecikler ve timsahlar kadar iyi niyetli, incinebilir, ilkel ve cüretkârdık!
 
 1-(Bugün, dininizi kemale erdirdim, ikmal ettim. Size olan nimetlerimi tamamladım ve sizin için din olarak İslamı seçtim.) [Maide 3]
Reklamlar

Dinde Zorlama Yoktur!” üzerine 7 yorum

  1. Zorlama, her çoüunluğun içinde belki açık belki de gizlenmiş şekilde vardır. Ufak bir topluluğun zamanla büyüyerek genişleme ve çoğalma isteğinden kaynaklanan içgüdüsel bir harekettir. Dinde de vardır, siyasi ideolojilerde de vardır. ‘Ben en büyük liberalim’ diyende bile bu böyledir.
    Okula gitmek istemeyen çocuk ve babasının çocuğun kendi iyiliği için zorlaması örneği bence alakalı değil burada. Çocuk beyni varoluşsal kalıp ve düşünceleri beyninde bir yetişkin gibi işleyemez. Okul ve çocuk örneği başka yerlerde kullanılabilir. Ancak çocuklardan bezelyenin faydalarını ya da neden kola içmemeleri gerektiği gibi konuları anlamalarını bekleyemeyiz.
    Güzel bir site olmuş. Başarılar!

  2. Teşekkürler altaisummon…

    Aslında “zorlama” kavramının buraya uygun olmadığını, yanlış kavramla bahsedildiği için öznenin(din) pozisyonunu dezenforme ettiğini vb. düşünüp, ifade etmeye çalışmıştım. Yazı yazma, düşüncelerimi ifade etme konusunda antrenmanlı değilim, çalışmaktayım… :)

    Din; (islam) uygulamalarındaki “emirler” ve “engellemeler” bir manifestonun taraftar toplama ya da meşruiyetini sağlamasındaki stratejik gereklilik olarak anlaşılamaz. Çünkü islamın, müntesipleri ile yaptığı giriş sözleşmesi ve olmazsa olmaz gayba iman prosedürü (Allah, peygamberler, melekler, kitaplar, ahiret, kıyamet) gaye, ebediyet, mukafat, cezalandırılma gibi doğumdan-ölüm ötesine kadar varlık nedenini, olması gerekeni, herhangi bir “olasılık” piyangosuna bırakmıyor… Eğer inanıyorsan bunları yapmak senin tek kurtuluşun derken başka bir olasılığın “var olması” muntesiplerinin aklına gelemez. Zira, başlangıç noktası ile çelişecek bir şüphe ta başlangıç noktasında izole edilmiş… İşte bu noktadan bakıldığında ki, bakılması da şarttır; emir ve engellemeler “zorlama” kavramı ile ifade edilemez. Olsa olsa “merhamet”, “şefkat” olabilir. İman edilen mefhum, emir ve engellemeleri lutuf haline hediye haline çeviriyor. Çocuk için de “okul” aslında lutuftur. Okula gönderilen çocuk; “beni zorla okula gönderiyorlar…” diyebilir. Ama, çocuğa geleceğini izletebilsek ve işte bak okula gitmezsen böyle bir son seni bekliyor şeklinde kesin ve kati olarak olacaklardan haberdar etsek, bu defa “zorla” değilde “lutufla” gönderiyorlar diyecektir. İşte dinin muntesipleri, akıbetleri ile ilgili kesin ve kati iman sahibi oldukları için, “zorlama yoktur” , “cömertlik” vardır demeliler! ” Lutfedilene ben nankörlük ediyorum!” , şeklinde konuşmalılar… Afazi ile bağlılık kurma nedenim, “zorlama” kavramının iman edenlerle, etmeyenler arasında ki anlaşılamama sorununa dikkat çekmek… Bahsettiğiniz gibi okula gidip gitmeme nihayetinin çocuk tarafından “ciddiyetinin farkına varılamadığı için” zorlama olarak görülmesi ile dinin müntesiplerinin tercih kullanımından kaynaklanan nihayetlerinin, ciddiyetinin farkında olmamaları benzer gibi görünebilir… Ancak, dinin müntesipleri, iman(sözleşme) ettikleri için farkındalık sahibidirler. Akıbetlerine itikat etmişler. Onlar “zorlama” kavramını kullanamazlar vs. gibi düşüncelerim var…
    Asıl çıkış noktam:
    Kur’an da ki;
    (Dinde zorlama yoktur.) [Bakara 256] ayetinin bu bağlamda, kelam sahibinin bulunduğu konum açısından değerlendirildiğinde daha iyi anlaşılacağı üzerine idi…
    Tekrar teşekkürler!

  3. Dinin dışında zorlama yoktur. Ama içinde vardır. Aslen bu bir zorlama da değildir. İman zorla olmaz. İman ettikten sonra, kişi severek, isteyerek bunları yapar zaten.

  4. teşekkürler yorumunuz için arzuhal…

    ‘Zorlama’ kavramının dinin içinde de kullanılmaması gerektiğini düşünüyorum. Çünkü:

    (Dinde zorlama yoktur.) [Bakara 256]

    Bu arada blogunuzu biraz inceledim tebrikler, malum okuyucuyuz, okuyacağım inşaallah…

  5. Dinde zorlama yoktur evet. Cebren birine iman edeceksin, namaz kılacaksın, oruç tutacaksın denemez. Eğer öyle olsaydı bunu Allahü Teala yapardı ve herkesi müslüman olarak yaratırdı. Cehennnem’de olmazdı. Ama bütün bunların bir hesabı var.

    Birine silah zoruyla iman ettirirseniz bu dinde zorlama olur. Ayet bunu ifade ediyor. Ama bu kişi hakiki iman sahibi olmadığı için cehenneme gidecek yine de. Bundan kaçış yok.
    Söylemek istediğim buydu.

  6. Elbette haklısınız!..
    Daha çok bu kelimenin, ‘zorlama’ kelimesinin farklı bakış açılarından yanlış anlaşılabileceğinin üzerinde durmak istedim. Dinin emir ve yasaklarını ‘zorlama’ olarak gören bakışlara “böylede bakılabilir, bakılmalı…” gibi bir yaklaşımdı naçizane.

  7. Bir buçuk yıldır dinimi yaşıyorum; (daha öncesinde dine inanmazdım) ve ortada olan tek zorlama, İslam’ı daha bir layıkı ile yaşamak için kendi kendime yaptığım zorlama…

    Bunu da seviyorum…

    Beni de, kendimden başka zorlayan yok…

    Yok…

    Niye olsun ki?

    Allah insanı niye zorlasın?

    Zaten istese idi O (imtihana gerek duymadan) her şeyi nurlu ve mükemmel kılabilirdi ama O istiyor ki, her şey özgür iradenin ürünü ve gönüllü olsun, belli bir uğraşının ve mücadelenin sonucu oluşsun…

    Bu; herhalde O’nun nazarında, daha kıymetli bir şey…

    Sevgiyle!

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s