Ashab’tan (r.a.) bazıları nefislerine uyarak,haktan sapmıştır.(haşa !)


 Akıl bir nimettir ve nimet olan aklın, şükür istediği açıktır.
Dikkat edilmesi gereken bir noktada nimetlerin aynı zamanda imtihan vesileside olduğudur.

Nasıl göz bir nimettir, kimi gözünü haramdan sakınır, kimi harama nazar eder, öylede akıl nimeti kimini esfel-i safiline, kiminide ala-yi illiyine gönderir…
Akıl bize neden verilmiştir?
ALLAH’ı bulmak, tanımak için.
İman etmek için.
Nedir iman ?
ALLAH’tan başka bir ilah olmadığına, Hz.Muhammed (s.a.v.) ‘in O(c.c.)’nun kulu ve resulu olduğuna inanmaktır.
Kitaplara inanmaktır. Peygamberlere inanmaktır.
Meleklere inanmaktır. Ahiret gününe inanmaktır.
Kadere ve hayır ve şerrin ALLAH’ tan geldiğine inanmaktır. Şimdi aklımızı kullanalım. Yukarıda saydığımız imanın şartlarına bakarsak, herbir madde gayb i dir. Elle tutulur, ampirik yollarla test edilebilir değildir. Yani akıl “maddi duyularla teste tabi tutarak edindiği bilgileri işleme sonucu” imana ulaşmaz. Doğru düşünce sistematiğine girmesi sonucu ulaşır. Test ederek değil, düşünme gibi “nazari” planda inanç noktasına gelir, hedefi bulması, düşünce sistematiğine bağlıdır.


Maddeci akıl örnek:
1-madem ALLAH ı görmüyorum öyle ise yoktur.
2-madem melekleri mikroskopta-teleskopta göremiyorum, deney tüplerine sokamıyorum öyle ise yoktur.
3-madem insan vucudu öldüğünde toprağa karışıp mineral oluyor öyle ise bu mineral ile farklı bir forma giriyor ve moleküler planda varlığını oluşturmuş parçacıklar kainata karışıp devrine devam ediyor, öyle ise ahiret yoktur.
Nazari akıl örnek:
1-madem gözümün görmediği birsürü şey var, gözümün görme yeteneği dışında bir şey olmamasını iddia edemem.
2-madem birşeyin yokluğunun ispat edilebilmesi için tüm kainat her boyutu ile incelenmeli, öyle ise yok dediğiniz şeyin ispatı da mikroskopta-teleskopta bulunmuş değildir.
3-madem insan var, onu meydana getiren tüm parçacıklar o kadar müthiş bir şekilde bir araya gelmiş ve onu oluşturmuş demektir. Amaçsız olarak meydana gelen bir oluşumda bu kadar simetrik, estetik, soyutlama gibi sıfatların olması düşünülemez. Öyle ise bu birlikteliğin bir amacı bir kastı var. Madem kasıtlı, demekki icat edilmiş. Madem icad edilmiş, öyle ise bir icad eden var. Madem icad eden var, öyle ise bir amacı var. Amacı olanın nihayeti -istikbali olmalıdır.
vs.vs.

Öyle ise akıl en önemli bilgi edinimi olan deney ve gözlem dışı bir kulvarda yürüyor demektir.
Aklın ALLAH’ı bulması, sonrasında ise gaybi bir takım hasletlere iman etmesi eşittir=nedir?
Müslüman olmasıdır. Nasıl müslüman olur?
Aklını kullanarak…
işte müslüman olunduktan sonra akıl ne yapar ?
Aklını müslümanlığın gerektirdiği gibi kullanır.
ALLAH’ın yasaklarından kaçar, emirlerine uyar.
Neden ?
Çünkü varlık amacının bu olduğunu öğrendiği için.
Madem varlık amacı budur? ölümden sonra bunlardan sorumlu tutulacak, ALLAH’ın katında derecesi buna göre şekillenecek aklını kullanır ve “emrolunduğu gibi dosdoğru” olmaya çalışır.
İşte akıl fonksiyonunu eda ederken hep ALLAH ile irtibat kurar ve O'(c.c.) nun rızasını gözetirse,
“nimet” hakkı verilerek kullanılmış demektir.
Şimdi gelelim asıl konumuza:
Ehli-beyt ve sahabiler (r.a.) yada asr-ı saadet dönemi yada tarihi vesikalar, veya tarihi vak’a lar değerlindirilirken akıl nimeti nasıl kullanılmalıdır?
a)-iman persfektifinde, ALLAH ile irtibat halinde asıl yaratılış gayemizi unutmadan, almamız gerekli dersler, tefekkür istikametinde hep İMANIMIZI ARTIRMASI ile sonuç odaklı değerlendirme, düşünme ve yorumlama….
b)-iman-itikad-ölümden sonraki hayat düşünülmeden, başkalarının hatalarını arama, dedikodu gözü ile bakma, hün-i zann prensiplerini iptal ederek her vak’a da görünen yada gösterilen ilk bulduğunu sahiplenme…

Şimdi beraber düşünelim,
Konu başlığından bakarak:
ASHABTAN BAZILARI NEFİSLERİNE UYARAK HAKTAN SAPMIŞTIR
Bu cümle yi akıllı bir müslüman gözüyle irdeleyelim.

1-diyelimki doğru ALLAH ile irtibatımıza bir faydası olacakmı?
2-ölümden sonra bu cümle bize cennet nimeti olarak dönermi?
3-ibadetlerimizde şevk tesiri yapma ihtimali varmı?
4-haramlardan kaçma noktasında faydası nedir?
5-imanımızı, zikrimizi, fikrimizi ve şükrümüzü ifa etmede bir vazife yüklenmiş, güzel bir tespitmidir?
6-hiçbiri

cevap hiçbiri :
peki yukarıdaki 6 maddede bir faydası olmayan, bu cümlenin zararı olabilirmi?
Akıl yürütelim:
1-Kimin haktan sapıp-sapmadığı konusu ALLAH ın ilmindedir. Kendi ağzından söylemediği sürece kişi hakkında bunu dillendirmek tehlikelidir, elde bir sürü delil dahi olsa biri hakkında bu tonda konuşmak risklidir.
2-Nefis herkeste vardır. Herkes nefse uyabilir. Kimin nefsine uyup uymadığı ALLAH’ın ilmindedir.
ALLAH’ın merhametide geniştir. Affetme ihtimali çok yüksektir. ALLAH’ın affetme olasılığını gözardı etmek anlamına gelebilecek bu cümle, ALLAH’ın işine karışmak gibi bir risk barındırabilir.
3-Ashab(r.a.) içinde kim cennetlik kim cehennemlik şeceresi tutmak ile ilgili bize verilmiş bir vazife yoktur.
vs.vs.

AKILLI İNSANA DÜŞEN İMAN HAKİKATLERİ PERSPEKTİFİNDE RİSKE GİRMEDEN DEĞERLENDİRMELERİNİ RIZA-İ İLAHİ İSTİKAMETİNDE YAPMASIDIR.

Madem o dönem müslüman için önemlidir, tefekkür edilirken iman ve itikad prensiplerine dikkat etmek, temkinli olmak, haddini bilmek gerekir.

Konuşulmasın, demek başkadır, haddini bilmeden konuşulmasın demek başkadır.

Usülünce, nezaketi elden bırakmadan, doğru olan imani-itikadi sonuç odaklı değerlendirmeler bize lazım olan bilgiyi amaçlayarak yapılan tefekkürler imtihanda temkinin gereğidir.

Başkalarının imtihanlarında cevap anahtarı olacak şekilde düşünce sistematiğine girmek,
aklın iptal edilmesi, kazanma kuşağında kaybetmek demektir…

Gelelim örnek bir hadisenin nazari ve maddi akılla incelenmesine:Peygamberin hanımı peygamberin amcaoğlu,ölümünden sonra borçlarını ödeyen vasisi ilmin kapısı  İmam Ali a.s. İle savaşıyor.?
Maddeci akıl:
Madem peygamberin (s.a.v.)hanımı, amcaoğlu (r.a.) , Hz.Ali (r.a.) ile savaşıyor, Hz.Ali (r.a.) ki, cennetle müjdelenmiş, bizim idraklerimiz üstü marifetullahta zirvelerde gezen, meth sözcükleri bile kendisine yakıştırılırken nefesimiz kesilerek aciz kaldığımız, meleklerle yarışan-belki bir çoğunu geride bırakmış, yüce insan.
Öyle ise onunla savaşan sahabeler (r.a.) haktan sapmıştır.

Nazari akıl:
Madem peygamberin (s.a.v.)hanımı, amcaoğlu(r.a.) ,sahabidir, peygambere (s.a.v.) hizmet etmiştir, namazlarını kılmıştır, haram ve helal e dikkat etmiştir, ağızlarından imanlarını inkar ettiklerine dair bir cümle çıkmamıştır.
Öyle ise müslümanlardır. Hemde bizlerin onların sahip olduğu bir çok sebeb-i ilahi ye sahip olamadığımız düşünülürse, idraklerimizin üstünde makamlarda geziyorlar, meleklerle yarışıyorlar, çoğunu geçiyorlar demektir.
Peki Hz.Ali (r.a.) ile savaşmaları, Hz.Ali (r.a.) ye muhalefet etmeleri onları dinden çıkarırmı ? Hayır çıkarmaz !
Belki Hz.Ali (r.a.)’nin makamından görünenle, onların (r.a.) makamından görünen farklı olduğu için;
ALLAH’a imanın verdiği güven duygusunun kainata meydan okuyabilecek kuvvetli bir dayanak olmasının kendi makamlarından görünen doğruyu sahiplenme ve tevekkül anlamına geleceği düşünülebilir.
Buda ictihad hatası olması, hüsn-i niyet ve rıza-ı ilahi amaçlaması gözönüne alındığında sevaptır.
Öyle ise o hadisede iki taraf ta kendi konumlarının gereğini sergileyerek, kendi makamlarından kaynaklanan ictihadları ile ALLAH İNDİNDEKİ KARŞILIĞI HER NE İSE (biz bilemeyiz) zerre kadar sapma olmadan almıştır-alacaktır.

Sözün özü, hatta sözün doğrusu;
[Sübhansın ya Rab ! Sen `in bize bildirdiğinden başka ne bilebiliriz ki? Her şeyi hakkıyla bilen, her şeyi hikmetle yapan Sen `sin . (Bakara Suresi , 2:32)]

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s