“… Allah bula bula bir insan mı seçip halka elçi gönderdi? …”*[İsra 94]
Kainat, neresinden bakarsanız bakın, gördüklerinize, duyduklarınıza, hissettiklerinize verdiğiniz anlam ile değer kazanmaktadır. Yani anlam verebilme yeteneği olmasa idi; ‘varlık’, ortada olmasına rağmen, ‘yokluk’ ile eşdeğer bir statüye sahip olurdu. Var denilen her şey, yokluğa gömülürdü. Varlık ancak, ona bir anlam vericinin mana yüklemesi sonucu yokluktan ayrılır. Başka bir söyleyişle “Yokluk”, anlamlanamayanın ifade edildiği ‘kavramdır’.
İnsanın veya başka bir anlam vericinin, örneğin bir elma için ‘bak/gör/anlamlandır’ işlemlerini yapamaması demek, elmanın varlığı ile yokluğunun farksız olacağı bir durum meydana getirecektir.
Herhangi bir mana vericinin elmayı nazar edip, onu anlamlandırması ile elma, bir şey ifade eden durumuna yükselerek ‘varlık’ olarak değer kazanacaktır. Kısaca, anlam vericinin olmadığı yani insanın olmadığı bir kainat için, varlığı ve yokluğu ile ilişkin herhangi bir ifade yersizdir.
Var olduğumuz ve varlığına şahit olma (onu anlamlandırabilme) şerefine nail olduğumuz evrende, müşahede ettiğimiz her şey (madde, cisim, düşünce, his, duygu, önerme vs.) bizim için yokluktan varlığa geçen potansiyel bir anlam yüklenici olmasının yanında aynı zamanda bir şey anlatmak isteyen konumuna da gelecektir. Elmayı görüp varlığına tanıklık etmenin yanında elmanın geçirdiği evreleri gözlemleyerek bir oluşuma şahitlik etmek, onu ısırma ve sindirme neticelerinin tümüne, bütüncül olarak şehadet etmek, anlamlandıranın pozisyonu ve varlıkların değerlendirilmelerinin(anlamlandırılmaları) birbirleri ile girdikleri münasebetlerle şekillendiğini gösterir. Elbette kendi konumları ile anlamlandırma eylemine yön verdikleri düşünüldüğünde, mana verilebilen potansiyelde olan her şey için önümüze gelen ifade kalıpları, anlatılmak istenen bir eser, bir mesaj hükmündedir dememiz kaçınılmaz olacaktır.
Öyle ise evreni oluşturan her bir zerre ve onların kombinasyonu, kompozisyonu, sadece ve sadece insan ile anlam bulmakta, keza insana hitap ederek, en küçük parçacığından en büyük oluşumuna kadar, bir tasarım, bir eser, bir önerme olup, anlatmak istediğini ortaya koymaktadır. Hiçbir zerre yoktur ki, hikmet ile yaratılmamış olsun! Abes ve israf olsun! Allah(c.c.), bütün noksan sıfatlardan münezzehtir.
İnsanda dahil olmak üzere tüm varlıklar ve meydana gelen tüm kombinasyonlar, her şey, mevcudiyetlerini bir amaç üzere olmalarına borçludur. Aynı zamanda bir netice vermeleri, ziyan olmamaları keyfiyetleri ile, değişime de uğrasalar, namütenahi bir sürekliliğe sahip kılınmışlardır. Bütün zerreler ve oluşumlar hatta evren ötesi, melekler, özetle tüm yaratılmışlar, ihtiva ettikleri mana itibari ile Allah(c.c.) ‘ın muradını dillendirmekte, kendilerine bahşedilen lisanı halleri ile O (c.c.)’ nu takdis, tesbih ve tenzih etmektedirler.
Varlıklar içerisinde yalnızca insan, ‘benlik’ farkındalığı yanında diğer her bir zerre, terkip için, anlam verme yeteneğine sahiptir. İnsan, temaşa edebildiği her şeye bir anlam verebildiği gibi mahiyetindeki özellikleri ile aynı zamanda şuurlu olarak anlamlanabilen eylemlerle de mündemiçtir. Tüm yaratılmışlar içerisinde bir tek insan, şuurluca, kast ederek anlam ihtiva eden fiil ortaya koyabilme melekesi ile donatılmıştır.
Kainatın yaratılış nedeni itibari ile bir vazife yüklenmiş, itaatsizliği namümkün bir şekilde Allah (c.c.)’ a kulluk eden, O (c.c.)’ na şehadet eden varlıklar yanında, tüm bu varlıkların kulluğunu şuurlu olarak anlamlandırabilme, dolayısı ile ihata edebilme potansiyeli ile yaratılmış insan için, rehber-i ekmel elbette insanlar içerisinde bir insan olacaktır.
İnsani olmama gibi bir bilgi edinebilme durumu, insan olmama durumudur. Öyle ise insansı değerlendirmelere, ilahi bilgi(anlamlandırılanlar) fıtratına uygun olarak verilmeli ki!, insanlar, insansı düşünceleri ile tanıma, anlamlandırma konusunda zayıf kalacakları Yaratıcılarını (c.c.), hayatı, mahiyetlerini, akıbetlerini, tanısınlar. Allah (c.c.), merhametlilerin en merhametlisidir.
Cüz-i irade ve benlik muhtevasına binaen, ceza ve ödüle namzet olarak varedilmiş insana, aynı tecrübeler ile örnek olabilecek, eylemleri, tüm halleri yani hayatı ile Allah(c.c.)’ ın rızasına uygun yaşamanın, ideal olanın, nasıl olması gerektiği, yapılabilirliği, ancak bir insan ile ortaya koyulacak, gösterilecek, anlamlandırılacaktır.[1]İnsanlık ilk insan Hz.Adem’ den günümüze her devirde kendi ihtiyacına uygun olarak peygamberlere ve onların getirdikleri ilahi mesaja muhatab olmuştur.
İşte Hz. Muhammed (salat ve selam üzerine olsun), son peygamber olması itibari ile her hali, sözü, eylemi ile birlikte varlık ağacının tümünün kulluğunu ihata eden, Yaratıcının(c.c.) diğer tüm mesajlarını kuşatan son ve ekmel Kitabı Kur’an-ı Kerimi nakletme ile de varlığın amacını ifade eden[2], varlığı Varedenin(c.c.) muradına uygun olarak anlamlandırarak, yokluktan (abesiyetten) varlığa çıkarılmasına vesile olan, dolayısı ile yaratılmışlar içerisinde en mükemmel olan, hâtemü’l-enbiyâ, Allah(c.c.)’ın sevgilisi, peygamberimiz, efendimizdir. (Varlıklar adedince salat ve selam O (s.a.v.)’ nun, Ailesinin (r.a.) ve Ashabının (r.a.) üzerine olsun)
Bu gece, birkez daha bütün kalbimizle, aklımızla, melekelerimizle Hz. Muhammed (sallallahu aleyhi veselem)‘ in risaletini tasdik ediyor, Merhametlilerin en merhametlisi, cömertlerin en cömerti yüce Rabbimizden, O (sallallahu aleyhi vesellem)’ in rehberliğine baş koyabilmeyi, sünnet-i seniyyesine sımsıkı sarılmayı, şefaatine nail olabilmeyi dileniyoruz. (Amin)
* Bu Kur’ân’da Biz her türlü mânayı, insanlar için çeşitli tarzlarda tekrar tekrar açıkladık. Ama insanların çoğu inkârcılıkta ısrar ettiler. Ve “Biz” dediler; “Sana asla inanmayacağız. Ta ki yerden bir pınar akıtasın. Yahut senin hurma ve üzüm bağların olsun da aralarından gürül gürül ırmaklar akıtasın. Yahut iddia ettiğin gibi gökyüzünü parçalayıp üzerimize kısım kısım düşüresin, ya da Allah’ı ve melekleri karşımıza getiresin de onlar senin söylediklerine şahitlik etsinler. Yok, yok! Bu da yetmez, senin altundan bir evin olmalı yahut göğe çıkmalısın.(Ama unutma!) Sen bize oradan dönerken okuyacağımız bir kitap indirmedikçe yine de senin oraya çıktığına inanmayız ha!”De ki: “Fe Sübhanallah! Ben sadece elçi olan bir insandan başka ne olabilirim ki?.” Zaten, insanların ekserisinin, kendilerine hidâyet geldiği halde iman etmemelerinin başlıca sebebi: “Allah bula bula bir insan mı seçip halka elçi gönderdi?” demeleridir. Onlara deki: “Eğer yeryüzünde melekler yerleşip dolaşsalardı o zaman Biz onlara melek elçi gönderirdik.” (İsra 89,90,91,92,93,94,95)
[1] “Peygamberimiz (a.s.m.) mu’cizâtından ve hasâisinden başka, ef’âl ve ahvâl ve etvârında beşeriyette kalıp, beşer gibi, âdet-i İlâhiyeye ve evâmir-i tekviniyesine münkad ve mutî olmuş, o da soğuk çeker, elem çeker ve hâkezâ. Her bir ahvâl ve etvârında hârikulâde bir vaziyet verilmemiş, tâ ki ümmetine ef’âliyle imam olsun, etvârıyla rehber olsun, umum harekâtıyla ders versin. Eğer, her etvârında hârikulâde olsa idi, bizzat her cihetçe imam olamazdı, herkese mürşid-i mutlak olamazdı, bütün ahvâliyle “rahmete’n-li’l-âlemîn” olamazdı.“ (Bediüzzaman Said Nursi-Mektubat)
[2] “İşte bu gün, sizin için, dininizi kemâle erdirdim; üzerinizdeki nimetimi tamamladım.” (Mâide Sûresi, 3)
Yazımıza Necip Fazıl Kısakürek’ in “Çöle İnen Nur” isimli eserinden bir alıntı ile son vererek, kendisini de rahmetle anıyor, dualarımıza dahil ediyoruz inşaallah.
Çöle İnen Nur’ dan
Yaradan…Ve O’nun en güzel eseri…Zâtiyle tek olan Yaratıcı’nın koskoca insan ehrâmında ve en yüksek noktada halkettiği insan.. Sen!Evet, Sen!
Senin bana inandırdığın ve seni bana inandıran Allah, öz dilinle hitap etmiş ve Sana demişti ki:
“Sen olmasaydın, sen olmasaydın, âlemleri yaratmazdım!”
Sana, işte bu Allah kelâmının sonsuz kılavuzluğu içinde inanıyorum!
Sana inanmış, inanmakta ve inanacak olanlar, deniz kıyılarında kum misâli… Ben de bu hudutsuz yığında bir kum tanesiyim.
Sana inanan herkes, göz alabildiğine geniş bir sed üzerinden eşsiz bir manzara seyreder gibi, Seni, oldukları yerden, yerlerinin görmek ve bilmekte verdiği imkanların gözlüğünden seyrediyor. Bense Allah’a hamd ediyorum ki, seni, o kum tanesine, uzun zaman çilesini çektiğim birtakım idrak mahremiyetlerinin “Yakın”a açılmış yakıcı penceresinden gösterdi.
Keşke sahiden, topuğunu bir kere öpebilmiş bir kum tanesi olsaydım!…
Evet!…
Ben Seni, Allah’ın yalnız habercisi ve ana yola çağırıcı Rasûlü olarak değil; boşluğu ve yıldızları, zamanı ve mekanı, mesafeleri ve istikametleri, canlı ve cansız maddeleri ve maddesiz her şeyiyle bütün kainatı, bu en güzel eser etrafında halkalanması ve onun yüzü suyu hürmetine yaratılmış olması için yarattığına inanıyorum!
Sen; var oluşunun şerefine, Allah’ın topyekün varlığı hediye ettiği ilk ve son Varlık Nuru!
Ben bir Şairim…
San’ata, yalnız Allah’ı aramak, O’nun mahrem ülkesi meçhuller aleminin karanlıkları içinde rüyalardan daha zengin fener alayları tertiplemek ve eşyanın takındığı duvakları birer birer kaldırmak gayesini biçtiğim gün, sanki boynumda “mutlak hakikat”ten bir kement sezer gibi oldum. Bu kement beni çekti ve Senin önünde durdurdu.
- Kapı burasıdır, başka her kapı kapalı!
Vakta ki, böyle oldu, Sen benim her şeyim oldun.
Ey, bütün mucizeleri içinde en hayran olduğum mucizesi diye, ömründe bir defa bile kahkahayla gülmemiş olmasını gösterebileceğim mahzun Peygamber!..
Ey, Allah’ın Kur’an’da has ismiyle ve nida edatıyla bir kerecik bile hitap etmediği haya ve edep kaynağı!..
Ey tek katresinin hacminde bir umman çalkalanan ve tek zerresinin menşurunda bir kâinat yüzen Kevser Havuzu’nun sahibi!..
Ey ufuk; insanoğlunun ufku!..
Sen de bizim gibi insansın! Sen bir derece daha fazlası olmayan bir insansın da, biz senden eksik olduğumuz kadar insanlığa uzak insanlarız.
Öyleyse hangi manasıyla olursa olsun, seni tekrarlamak, aldığımız nefesleri tekrarlamaktan bin kat daha aziz…Zaten Sensiz ve Senden habersiz alınan nefes, varlığın değil, yokluğun soluğu…
Ne kürenin devri, ne rakkasın köşe kapmacası, ne ağacın giyinip soyunması, ne de tek nokta etrafında sayısız noktanın, her biri o noktaya müsavi mesafelerde sıralanışındaki yusyuvarlak devam ahengi, mücerret vazife sırrı bakımından, senin tekrarlanışındaki hikmeti şekillendirebilir.
Ben, Senin esirinim! Ve benim için hürriyetin son kemal haddi, hakikate esarettir.
İnsan olarak, hürriyetini bulmak isteyen, hakikate esir olsun! Ve Sen benim için bizzat hakikatsin!
Nihayet varılmaz olan Sana, en çok yaklaşmanın, görülmez olan Seni en aydınlık görmenin biricik usulü, şu noktada toplanıyor:
Tepeden inme aşk yıldırımları altında büsbütün meflûç, büsbütün kör hale gelmek ve ondan sonra her vücut zerresine bir çift kanat ve bir çift göz hediye eden bir hafiflik ve kolaylıkla uçmak ve görmek.
Aklın son kertesini temsil eden melek “Sidretü’l Münteha”da Sana demedi mi?
- Buradan ileriye yol yoktur! Geçersem yanarım!
- Ya buradan ileriye nasıl geçilir?
- Aşkla!..
Ve Sen uçtun ve ilâhî visalin en mahrem bucağına ulaştın.
Senin ulaşılmaz olan Allah’a yine O’nun izniyle ulaşmandaki usulledir ki, biz Sana, ulaşılmaz olan Sana ulaşmaya çabalayabiliriz. Sana yaklaşmanın biricik şartı bu!..
Bu bakımdan Sen, yeryüzünün her noktasında, belli başlı noktalardan doğan güneş kadar sabit ve mutlaksın. Fakat yine Sen, herkesin kendi ruh menşurundan aksettireceği her ân yeni ve değişik pırıltılarla da, muvâzi aynalar arasındaki mum gibi sonsuz ve hudutsuzsun!..
Sen, Sen, Sen; eskimeyen biricik yeni ve solmayan biricik renk!
Sen; verâların verâsının, verâ ihtimalini bile çıldırtıcı nihai verâsındaki sır hazinesi anahtarını taşıyan en büyük esrar çözücüsü!..
Senin esrar alemin içinde kendisini büsbütün kaybetmekten, yani en büyük sanatkârlığın ne demek olduğunu göstermekten başka gayesi olmayan bu sanat çilekeşinin duasını kabul etmesi için, Sana “Sevgilim!” diyen Allah’a yalvar!..
Sen; Allah’ın iradesiyle, bütün insanlığın şefaat tacını taşıyan ve kabul edenleri ve etmeyenleri bir arada, bütün beşeriyet, ümmet topluluğu tahtında oturan!..
Senden şefaat dilenen biçareler arasında en sefil dilenci, Abdulbâki Fazıl oğlu Ahmet Necib’e şefaat et!..
Necip Fazıl Kısakürek
Kategorisi: İdrake Aksedenler | Etiketlendi: Hz.Muhammed, idrak, islam, resul, risalet, varlık, yokluk



Allah razı olsun…
Okuyucu:
Amin, cümlemizden… Çok teşekkür ederim.
Rabbim ebeden razı olsun güzel bir yazı..sitemizde de yer verecegim inş.
Okuyucu:
Amin, teşekkür ederim… Cümlemizden…
Siteniz dolu dolu… Tebrikler.
Başarılar dilerim, Allah’ (c.c.) tan…